
Turgut Uyar gibi mutsuzluktan söz etmek istiyorum. Ancak yatay ve dikey olanından değil. İçinize oturan cinsinden bahsetmek istiyorum. Boğazınızı kenetleyen cinsinden.
Kalbinize bağdaş kuran somut bir mutsuzluk düşünün. Ellerinizden bıktığınız zamanları. Aç olduğunuz halde yemediğiniz zamanları düşünün. Yiyemediğiniz. Eksiklikleri dolduramadığınız zamanları düşünün. Daha sonra boşluklardan, uzaklardan bahsetmek istiyorum. İlk salıncaktan düşüşümden, canımın acımasını ama bunu umursamadan tekrar salıncağa binmemden. Salıncaklardan söz etmek istiyorum. Hırpalanmaktan. Parçalanıp, dağılmaktan söz etmek istiyorum. Ayrı yerlere düşmekten. Ama onun gibi ''sevgim acıyor'' .
Günlerden hangi gün. Perşembe. Çarşamba sanıyordum oysa. Ne farkediyor. Hiçbir şey. Ne değişiyor. Hiçbir şey. Belki daha fazla sigara izmariti. Belki bir kaç ses daha fazla. İnsanlar bir yerlerde eğleniyorlar. Mutlular. Bir süreliğine. Oysa yataklarına girdiklerinde kalplerine bağdaş kuran somut mutsuzluk tekrar karşılıyor onları. Gittiğini sanıyorsunuz ama o hep orada oturuyor. Hoşgeldin diyor size. Küçük somut mutsuzluk.
















